Yargılama Hukuku

YARGITAY UYGULAMASINDA KARAYOLUNDAN SAYILAN YER ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

            Aracın İşletildiği Yer Karayolu Olmalıdır.KTK. m. 3 karayolunu, “trafik için kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlardır” şeklinde tanımlamıştır. KTK’nun kanunun uygulanma alanını belirleyen 2. maddesinin a ve b bentlerinde karayolu kavramının kapsamı genişletilmiştir. Bu bentler uyarınca “ karayolu dışındaki  alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler ile, erişme kontrollü karayollarında ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da bu kanun hükümleri uygulanır”.

            Karayolu olması için kamuya ait olma ve trafiğe tahsis edilmiş olma şartlarının birlikte aranması uygulama alanını son derece sınırlayıcı olup, kaldırımda meydana gelen kazanın dahi kapsam dışına itilmesi ihtimalini doğurabilecek hukuki olmayan ve tehlike sorumluluğun amacının dışında yaklaşım olacaktır. Yol olarak tahsis edilmemiş ama  mevcut olaydaki taş ocağı kamuya açık ve karayolu ile bağlantısı bulunan bir alandır. Aynı zamanda özel mülkiyete konu bir alandır. Bu iki şarttan kamuya ait olma şartını sağlamadığı, dolayısıyla karayolu olmadığı yönünde yanlış bir değerlendirmeye mahal verilmemelidir. İki şartın da aranması idarenin kamulaştırmadan yol olarak inşa edip tahsis ettiği yollar dahi kapsam dışına itecek  ve hukuki olmayan tekniker bir bakış açısı doğuracaktır.

            Özellikle Karayolu olarak tahsis edilmemiş fakat işletme (taş ocağı, tarla vb. ) ile karayolunu bağlayan, bütün araçların kullandığı yolların uygulama alanı içinde kabul edilmesi gerekir. Bağlantı yolu niteliğindeki bu  alanların kapsam dışına itilmemesi hem kanunun ruhuna hem de hukuk mantığına daha uygundur. Yargıtayın aşağıda vereceğim güncel bir kararı da görüşümüzü destekler niteliktedir.

            Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2014/2977 E.,2015/8600 K.,11/06/2015 T. (Karayolları ile bağlantısı bulunan tarla KTK uygulama alanına girmektedir)

''...Somut olayda, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı olan traktör tarla içerisinde iken devrilmiş ve araç sürücüsü olan S.A. Vefat etmiştir. Davacı, eşi olan müteveffanın desteğinden yoksun kaldığı gerekçesi ile destekten yoksun kalma tazminatı talep etmiştir.

           Yukarıda da açıklandığı üzere, KTK'nın uygulanması için kazanın mutlaka Karayollarında meydana gelmesi gerekmeyip Karayolları ile bağlantısı olan Karayolları sayılan bir alanda meydana gelmesi halinde de Karayollarında meydana gelmiş gibi kabul edilmektedir. Davaya konu trafik kazasının meydana geldiği yerin (tarlanın) Karayolları ile bağlantısı bulunmaktadır.  KTK'nın 2. Maddesi gereğince Karayolları bağlantısı olduğundan kazanın meydana geldiği yer Karayolları sayılan yerlerdendir. Bu nedenle meydana gelen zarar teminat kapsamındadır. Bu durumda mahkemece, zararın teminat kapsamında olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar vermesi gerekirken yazılı şekilde karar vermesi doğru görülmemiştir....'' 

            Uygulama alanını Karayolu vb. İle sınırlandıran Kanun, karayolu kavramını geniş tanımlamak ve diğer bazı istisnalar getirmek suretiyle bu alanı genişletmiştir. Örneğin motorlu araç ile mesleki faaliyette bulunanlar açısından mesleğin icra edildiği yerde, karayolu dışında bile olsa yarış yapılan alanlarda, devlet ve kamu tüzel kişilerine ait araçlar için ise bu araç nerede bulunursa bulunsun sebebiyet verdiği kazalarda KTK uygulanmalı diyerek genişletici bir eğilim göstermektedir.

           Motorlu araçların işletilmesinin bir tehlike arz ettiğini ve bu nedenle kusursuz sorumluluk ilkesinin getirildiğini daha önce belirtmiştik. Madem ki  bu ilke motorlu aracın işletilmesinin yarattığı tehlike nedeniyle getirilmiştir, o halde, araç işletenin sorumluluğunun işletme alanı ile en az düzeyde sınırlandırılması  gereklidir. Zorunlu trafik sigortalarında ilke olarak aranan sigortacının gerçek zararı tam olarak karşılamış olmasıdır. Bunun dışında sigortacının sorumluluktan kurtulmaya ilişkin ileri sürdüğü savunmalar Yargıtay tarafından kabul görmemektedir. Kamu idaresinin zorlayıcı gücü ile ZMMS sigortasının zorunlu kılınmış olması "gerçek zararın karşılanması ilkesi"nin en önemli sebebidir. Bu bağlamda KTK.'nu zarar gören aleyhine dar bir lafzi yorum ile yorumlamak sigortacılığın amacı ile bağdaşmayacaktır. Bilhassa zorunlu sorumluluk sigortalarında, prim ödenerek satın alınan teminatın koruma altına aldığı gerçek zararın karşılanmasının önünde engel olan savunma ve kararlar Yargıtay tarafından kabul görmemektedir.

            Nitekim bu doğrultuda Yargıtay, ZMMS kaynaklı davalarda, zamanaşımını çok geniş yorumlamış, kusurlu sürücü yakınlarının destekten yoksunluk zararı taleplerinde zararın destek görenlere yansıtılamayacağını belirtmiş, sigorta şirketinin yaptığı ödemelerde alınmış ibraname ve feragat beyanlarını geçerli saymamış, zararın mahkeme tarafından verilen hükümle karşılanması durumunda dahi ilerleyen yıllardaki maluliyet artışına ilişkin zararın sigortacı tarafından zamanaşımı engeline takılmaksızın karşılanması gerektiğine istikrarlı olarak hükmetmiştir. Tüm bu içtihatlar da esas olanın gerçek zararın karşılanması olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

            Kaza taş ocağının yol olarak kullanılan kısmında meydana gelmiştir. Taş ocağı karayolu ile bağlantısı bulunan ve sürekli kamyonların, iş makinelerinin ve hususi araçların girip çıktığı bir alandır. Kazanın meydana geldiği yer, taş çıkarma işleminin yapıldığı yer değil, giriş çıkış yolu olarak kullanılan yerdir.  Yukarıda açıklanan hukuki sebeplerle karayolları sayılan yerlerdendir. Dolayısıyla somut vakıa, KTK'nın uygulama alanı içinde kalan ve teminat limitleri dahilinde bir trafik kazası olarak değerlendirmek gereklidir.

2019 © tahirmuratsakakli | Tüm Hakları Saklıdır